1499 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi Buhârî
«Nikâh», «Muharibin» ve «Tevhîd» bahislerinde tahrîc etmiştir.
Sa'd b. Ubâde
(Radiyallahu anh) Hazrec kabilesinin reîsi idi. Mârüdî ve diğer ulemânın beyanlarına
göre Hz. Sa'd'ın kâhiren Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e i'tirâz gibi
görünen sözleri, hakîkatta i'tirâz ve muhalefet değil, âdeti ifâde ve ihbardır.
Karısını yabancı bir erkekle münasebet halinde gören kimseyi birden gazab ve
hiddet kaplar; ve onu derhal öldürür. Bu hususta Allah âsî olup olmayacağını
düşünmez. İşte Sa'd (Radiyallahu anh) bu hâli anlatmak istemiştir.
Seyyid: Enbârî ve diğer
bâzılarına göre, şeref ve fazilette kavminden üstün olan kimsedir. Bu kelime,
halim selîm, güzel huylu ve reîs mânâlarına da gelir.
Gayur: Gayretli
demektir. Gayret: Esasen menetmek mânâsına gelir. Karısını başkasına bakmak,
konuşmak ve emsali alâkalardan men' eden erkeğe Araplar gayur derler. Türkçede
buna kıskançlık denir; burada ondan murâd: Hamiyyet ve izzet-i nefistir. Gayret
bir kemal sıfatıdır. Onun için Resûlullah (Sallallahu Aleyhi- ve Sellem) Hz.
Sa'd'in gayur olduğunu, kendisinin Sa'd'dan daha gayur, Allah'ın ondan da gayur
olduğunu haber vermiş; müteâkıb rivayette bu ifâdeden sonra: «Gayretinden
dolayıdır ki, Allah kötülüklerin aşikârını gizlisini haram kılmıştır.»
buyurarak gayretullahdan murâd ne olduğunu tefsir ve îzâh etmiştir. Yalnız
insan gayretinde insan hâlinin değişmesi ve ızdırâb gibi şeyler vardır. Bunlar
Allah Teâlâ hakkında müstehîl yâni imkânsızdır.
Kaadî İyâd; gayreti
şöyle îzâh etmiştir: «Gayret, ihtisas ifade eden bir şeyde ortak bulunmak
sebebiyle kalbin değişmesinden ve gazabın heyecana gelmesinden alınmadır. Bu en
ziyâde karı koca arasında olur.
Kötülüklerden murâd:
Kavli, fi'lî bütün çirkin hasletlerdir. Mücâhid'e göre aşikâr kötülük annelerle
evlenmektir. Câhiliyyet devrinde anne ile evlenmek âdetti. Gizli kötülük de
zinadır.
Hz. Sa'd'ın: «Ters
tarafını çevirmeden kılıçla vururum.» sözü: «keskin tarafı ile vurur da öldürürüm»
manasınadır.
Hadîsin buradaki
rivayetinde Allah Teâlâ hakkında «Şahıs» kelimesi kullanılmış ve :
«Allah'dan daha gayur
hiç bir şahıs yoktur.» buyurulmuştur. İbni Mes'ûd (Radiyallahu anh) rivayetinde
bunun yerine «Ebad» yâni hiç bir münferid şey denilerek şahıstan muradın «tek
bir şey» demek olduğu beyân edilmiştir. Bir rivayette :
«Allah'dan daha gayur
hîç bir şey yoktur.» denilmiştir.
Ulemâ buradaki (şahıs)
kelimesi üzerinde bir hayli söz etmişlerdir. Kurtubî: «Şahıs kelimesi lügatte
esâs itibariyle insan eti ve cismi mânâsına vaz' edilmiş; ama görünen her şey
hakkında kullanılmıştır.
Bir şey görünürse onun
hakkında: derler. Bu mânâ Allah hakkında muhaldir.» diyor. Dâvûdî bu kelimenin
Peygamher (Sallallahu Aleyhi- ve Sellem)'e muttasıl olarak rivayet
edilmediğini: ümmetin, bu gibi hadîsleri kabul ile telâkki etmediğini, amel
için zaruret olmayan hükümlerde böyle şeylerden sakınılması gerektiğini
söylemiş; Hattâbî sözü daha da uzatarak şu beyanda bulunmuştur :
«Allah'ın sıfatları
hakkında (şahıs) kelimesini kullanmak caiz değildir. Çünkü şahıs ancak mürekkeb
cisimden meydana gelir. Bu kelime sahih olmayıp râvi tarafından yapılan bir
tashîf olsa gerektir. Birçok râviler hadîsi mânâ itibariyle rivayet ederler.
Râvilerin hepsi fakîh değildir. Bâzı râvilerin sözlerinde boş ve saçma şeyler
vardır. Tabiînin büyüklerinden biri: Rabbimiz ne güzel kişidir; ona itaat
edersek bize karşı gelmez; demiştir. Halbuki (kişi) lâfzı ancak insanlar
hakkında kullanılır. Bu zât sözü gelişi güzel salıvermiştir. Şahıs tâbiri dahî
bu kabilden olacaktır. Fesadçılar bu kelimeyi birkaç vecihden dile
dolamışlardır. Evvelâ : Lâfız ancak işitmekle sabit olur; derler. Sonra: Bu
lâfzın kabul edilmediğine icmâ-ı ümmet bulunduğunu ileri sürerler. Bir de: Bu
kelimenin mânâsı: Mürekkeb cisim olmayı icâb eder; binâenaleyh Allah hakkında
kullanılamaz; Cehmiye taifesi Allah'ın cisim olduğuna kail bulundukları halde
onlar bile Allah hakkında (şahıs) kelimesinin kullanılamayacağını
söylemişlerdir. Bu da arzettiğimiz vecihle icmâ'ın bu kelimeyi Allah'ın sıfatı
hakkında kabul etmediğini gösterir; derler.»
Hâsılı hadîsteki (şahıs)
kelimesi hiç bir şey mânâsına istiaredir. Bazıları bu cümlenin: «Hiç bir şahsın Allah'dan daha gayur olması doğru
değildir. Bu tasavvur bile olunamaz.» mânâsına geldiğini söylemiş: «Şu hâlde
insan Allah'ın kullarına yaptığı muameleden edeb örneği almalıdır. Allah
kullarına hak ettikleri cezayı hemen vermemiş; onları cezalandırmazdan evvel
defalarca inzâr etmiş; azabı ile korkutmuş; kendilerine mühlet vermiştir. Kul'a
yaraşan da hakkı yokken vurup öldürme gibi şeylere atılmamaktır...»
demişlerdir.
«Özür, Allah'a
olduğundan fazla hiç bir kimseye makbul olamaz!» cümlesindeki özürden murâd:
Nevevi'ye göre i'zâr yâni ceza vermeden evvel inzâr ve tehdidde bulunmaktır.
Teâlâ Hazretleri Peygamberleri bunun için göndermiştir.
Nitekim Kur'ân-ı
Kerîm'de: «Nebi göndermedikçe (kimseyi) azâb edecek değiliz!» buyurulmuştur.
Kirmânî buradaki
özürden, hüccet kasdedildiğini söylemiş; «Tevdîh» sahibi ise: «Özür: tevbe ve
tevbeyi kabuldür.» demiştir. Nevevî'nin beyânına göre :
«Bundan dolayıdır ki,
Allah cenneti va'd etmiştir.» cümlesinin mânâsı: Allah cenneti va'dederek
kullarını onu kazanmağa teşvik buyurunca kulların cenneti istemeleri, Allah'a
hamdü senaları artmıştır; demektir.
İbni Battal: «Allah'ın
kullarından, ibâdet, lâyık olmadığı sıfatlardan tenzih ve hamdü senada bulunmak
suretiyle kendisini medhetmelerini dilemesi, bu tâatler mukabilinde onları
mükâfatlandırmak içindir.» demiştir.